Posts

Showing posts with the label Oldies

Mambo Italiano

Image
Hadi bu akşam çok eskilerden, hatta benim gibi eski sayılabilecek birine göre bile eski sayılabilecek eskilerden 🥴, ama çok neşeli, çok güzel bir şarkı çalalım. Şarkımızın ismi İtalyan Mambosu. Bob Merill 1954'te yazmış, Rosemary Clooney söylemiş. Ama atın çöpe bu orijinalini. Çünkü bu şarkıyı gerçek bir İtalyan aksanıyla söylemek gerekir ki tadı çıksın. Clooney İrlandalı, o yüzden başka taraflara bakalım. Bu şarkıyı gerçek bir İtalyan aksanıyla sadece Dino abi söyleyebilir. Çoğu kişi Dino abimi Dean Martin ismiyle tanısa da aslen Dino Crocetti'dir. Benim anam, babam bilir ve severdi bu adamı. Eskilerden sizin anlayacağınız. Amerikalıdır, ancak Ingilizceyi İtalyancadan sonra öğrenmiştir. O yüzden bu şarkının hakkını tam olarak verir. Şarkının ismi İtalyan Mambo, çok fazla bir şey ifade etmiyor. Mambo bir Küba dansı, İtalya ile na alaka. El cevap: Quel alaqa 😜 Yani sözlere çok takılmayın, öyle tarihi, epik bir anlatım yok. Sadece akşamımız güzel olsun diyor. Olasılıkla Napolil...

These Boots Are Made For Walkin’

Image
Hadi. bu akşam biraz 'jazz' yapalım. Ben jazz diyorum ama pop, swing falan ne isterseniz diyebilirsiniz elbette. Şarkı benim doğduğum yıl olan 1966'dan. Söyleyen de Fancy Nancy Sinatra. Bu şarkıdan bilmeyenleriniz Killy Billy filminin soundtrack'inden hatırlayabilir Nancy teyzeyi. Bang bang, my baby shot me down şeklinde. Bunu da hatırlamadıysanız Frankie'den bilirsiniz. Babasıdır bu hatunun. Şarkının ismi "These Boots Are Made For Walkin’", yani "Bu Çizmeler Yürümek İçin Yapılmışlar". Sevgilisi kızdırmış Nancy'yi, başka bir kadınla sürterken yakalamış, seni çiğneyeceğim diyor kısaca. Babasına bir söylerse yeminle oyar bu sadakatsiz sevgiliyi. Frank Sinatra sadece ispatlanamadığı, ya da ispatlanmak istenmediği için bir Al Capone olmamış, yoksa biraz tanıyıp da Cosa Nostra, yani Mafya ile bağlantısı olduğuna inanmayan çok az kişi var. Bir babasına, bir de kızına bakınca insan ister istemez üzülmeden edemiyor. Teyzem, lafı çevirmeden söyleyeyim...

Santa Lucia

Image
Sevgili arkadaşlar, bu salgın yüzünden üç haftadır eve çakılıp, tırlatmama az kaldığı bir anda hava düzeldi! Güneş batmaya yakın sevgili karım ve kızımla bahçede, açık havada akşam yemeğimizi yedik. Üzerine üzümlü peynirli bir tabak ve güzelim bir şarap da gelince keyfim yerine geldi. Böyle zamanlarda eminim size de oluyordur, normal rutinimden, rahatlık alanımdan çıkar, mesela farklı bir şarap açar, farklı bir yemek yer, ama çoğunlukla her zaman dinlediklerimden farklı müzikler seçerim akşamım için. Bazen caz, bazen de klasik. Bu akşamki şarkımız da işte bunlardan biri. Bir Neapolitan balad. Çok severim Napoli'yi sevgili arkadaşlar. Sevgili karımla unutulmaz bir zaman geçirmiştik bu güzel kentte. Dünyanın en sinsi, en tehlikeli volkanlarından biri olan Vezüv'ün eteğine kurulu, her tarafı tarih, her tarafı Güney İtalya kokan bir şehirdir Napoli. Bir de pizza'nın doğduğu bölge! İşin aslı İtalya deyince birçok kişinin aklına Roma, Milano, Venedik, Torino falan gelir. Bunların...

Speedy Gonzales

Image
Bu akşam keyfim yerinde, size neşeli bir şarkı çalayım sevgili arkadaşlar. 1962 yılından, Pat Boone isimli bir şarkıcıdan, Speedy Gonzales. Bilmeyeniniz yoktur herhalde ama çoğunuz unutmuşsunuzdur, hatırlatmış olayım. Sözlere maydonoz olmamak için bol bol dipnot yaptım, kusuruma bakmayın. ¡Buenas noches! ❤️ ...ve tabi ki ¡Ay, caramba! 🌮🌮🌮🥙🥙🥙 Eski Meksika'da (1) ayışığının aydınlattığı bir geceydi, Tek başıma, gecekondular (2) arasında yürüyordum, Bir anda genç bir Meksikalı kızın hüzünlü ağlamasını duydum. N'olur eve dön hızlı Gonzales, Tabakhaneden (3) çık, İçmeyi bırak, Flo (4) isimli orospuyla, Dön eve, konduna, Bir parça kerpiç sıva duvara (5), Dam elek gibi akıyor, Koridorda bir dolu hamamböceği var. Hızlı Gonzales, niye eve gelmiyorsun? Hızlı Gonzales, niye beni yalnız bırakıyorsun? "Hey Rozita, anneme alış veriş için şehre gitmem lazım, Tortilla (6) ve acı bibere (7) ihtiyacı varmış..." Köpeğin yavrulayacak, Koka kolamız (8) da bitiyor, Buz kabında (9) en...

The Best Is Yet To Come

Image
Sadık bir jazz dinleyicisi sayılmam sevgili arkadaşlar. İsmini bildiğim sadece bir kaç şarkı bulunur. Ancak zaman zaman bir jazz havam gelir, o zaman da oturup, saatlerce çatır çatır jazz dinlerim. Bazen bir Dizzy Gillespie, bazen bir Louis Armstrong, bazen de bir Ella Fitzgerald albümü bulurum, sonra da bırakırım çalsın. Bu akşam da öyle bir havamdayım. Laf olsun diye söylemiyorum, gerçekten mükemmel bir şarabım var, yanına da bir Frankie koyayım istedim. Şarkımızı aslen Frank Sinatra yazmamış ama dünya onu Sinatra ile tanır. Hattızatında, mezar taşında bu şarkının ismi yazılıdır, "The Best Is Yet To Come", yani "Henüz En Güzeli Gelmedi". Gerçi şarap ile jazz arasında fazla bir bağlantı yok, bourbon falan olsaydı, belki. Hadi bunu da Frankie’nin İtalyan köklerine bağlayalım, iyi şaraptan anlar onlar 🍷 Bu şarkının bende ikincil bir anısı vardır. Star Trek evreninin Deep Space Nine dizisinde hologram şarkıcı Vic Fontaine ve Kaptan Benjamin Sisko bu şarkıyı zorlu bir...

Blowing In The Wind

Image
Söyüyleyecek çok şey var da, artık yoruldum. Anlayana sivrisinek saz, anlamayanı da Namık Kemal'e havale ediyorum. Şarkımız Bob Dylan'dan. Cevap burnunun dibinde diyor... Benzeri paylaşımları https://bulentinheybesi.blogspot.com/ adresindeki blog’umda bulabilirsiniz. Bir insanın başına kaç kere iş gelmeli ki, Ona adam oldun diyebilesin, Bir beyaz kuğu kaç deniz aşmalı ki, [Sahilde] kumda uyuyabilsin, Evet, top gülleleri kaç kere uçmalı ki, Sonsuza dek yasaklansınlar, Cavabı sevgili arkadaşım, rüzgarda uçuşuyor, Cavabı rüzgarda uçuşuyor, Evet, bir dağ kaç yıl boyunca bekleyebilir ki, Denize ulaşabilsin, Evet, bazı insanlar kaç yıl boyunca.varolabilir ki, Özgür olmalarına izin berilsin, Evet, bir insan kaç kere başını çevirebilir, Ve görmemiş gibi davranabilir, Cavabı sevgili arkadaşım, rüzgarda uçuşuyor, Cevabı rüzgarda uçuşuyor, Evet, bir insan kaç kere yukarı bakmalı ki, Gökyüzünü görebilsin, Evet,bir insanın kaç kulağı olmalı ki, İnsanların ağladığını duyabilsin, Evet, daha k...

You've Lost That Lovin' Feelin'

Image
Bütün gün çalıştım. Artık gözlüklerim de olduğu için çok daha uzun dayanabiliyorum ekran karşısında, ama değdi gerçekten. Planladıklarımı yapabildim. Üstüne de mükemmel bir şişe Cru Bourgeois Médoc açtım ki iyice keyfim yerine geldi. Kızlar yattı, ben de kulaklığımı takıp havamı bulmaya çalıştım. Oradan oraya, üç beş şarkı çaldım ama olmadı. Biraz ıkındım ve sonunda gecemi renklendirecek müziğimi buldum. Şarkının kendisi hüzünlüdür, ama ben dinlediğimde hep gülümserim. Top Gun filminde Maverick, Charlie'nin yanına oturabilmek için mikrofonu alıp, maymun olur, söyler bunu. You've Lost That Lovin' Feelin' The Righteous Brothers 1964 yılında, daha ben doğmadan iki yıl önce söylemiş bunu. Sonrasında kimler cover'lamamış ki, Elvis, Hall & Oats, Dionne Warwick, Roberta Flack ve Donny Hathaway, Joan Baez, Nancy Sinatra, et cetera, et cetera... Bir gün işten çıkmış, Lozan'ın göl kıyısındaki Ouchy bölgesinde, belki dört sene boyunca bütün akşamlarımı geçirdiğim bir I...

Drift Away

Image
Hadi bu akşam yumuşak, ruhu olan bir şarkı yapalım sevgili arkadaşlar. İsmi Drift Away, yani birinin, bir şeyin sizi alıp, götürmesi. Şarkımız yetmişlerin başından. Yazan da, ilk söyleyen de çok tanınan sanatçılar değil. Ancak Dobie Gray'in cover'ı 1973'de ortalığı yıkmış, geçmiş. Sonrasında bir dolu sanatçı da bunu cover'lamış. Bunlardan bir kaçı Ike ve Tina Turner, Rod Stewart, Waylon Jennings, Ray Charles, Doobie Brothers, Neville Brothers, Bon Jovi, Michael Bolton, Rolling Stones, Ringo Starr, Bruce Springsteen, vs... Ben Michael Bolton'dan da çok severek dinlerim bunu. Bolton'ı When A Man Loves A Woman'dan, ya da Two And A Half Man'de, Walden'ın Zoe'ye evlenme teklif ederken söylediği bu şarkıdan hatırlarsınız muhtemelen. Şarkımızın sözleri basit, açık, seçik, ondan da çok güzel. Yalnızca "I wanna get lost in your rock and roll" kısmını "Müziğinizde kaybolayım" diye çevirdim. Geceniz güzel olsun ❤️ Gün be gün kafam daha f...

Hit The Road Jack

Image
Herhalde bu şarkıyı dinlemeyen de, söylemeyen de yoktur. Genelde Hit The Road Jack deyince akla Ray Charles gelir ama bu akşam size bu şarkının en sevdiğim yorumunu paylaşacağım. Bu cover'ı yapan Kanadalı bir gurup,, The Stampeders. Şarkının en güzel tarafı ise Cornelius isimli kahramanımızın evden atıldıktan sonra kalacak bir yer bulmak için aradığı ünlü DJ "Wolfman Jack". Wolfman Jack artık yaşamıyor, ama ünlü kallavi çatlak sesini bu şarkıda duymak mümkün. Söylemeye bile gerek yok, sözleri çevirmekten çok yorumladım. Biraz da yumuşattım tabi. Jack burada bir isim değil, "Jackshit", hatta "Jackass" anlamımda kullanılmış, ben "anam" diye çevirdim. Hafta sonunuz, artık ne kadarı kaldıysa, güzel olsun ❤️😍🎸🎶 Haydi ikile anam, bir daha da gelme geri, Bir daha, bir daha, bir daha. Haydi ikile anam, bir daha da gelme geri. Haydi ikile anam, bir daha da gelme geri, Bir daha, bir daha, bir daha. Haydi ikile anam, bir daha da gelme geri. Moruk kar...

Alguien Cantó

Image
Bu akşam laf İspanya'dan açıldı, İspanyolca bir şarkıyla devam edelim. Şarkımızı Matt Monro söylüyor. Arkadaş İngiliz. En güzel Bond filmlerinden biri olan ve İstanbul'da geçen From Russia With Love'ın jenerik şarkısı da ondandır. Şarkının ismi 'Alguien Cantó', 'Biri [şarkıyı] Söyledi' demek. İngilizce orijinali ise 'The Music Played', yani 'Müzik Çaldı'. Ben 'Başka Biri Şarkıyı Söyledi' şeklinde kullandım. Çevirirken şarkının orijinal İngilizce liriklerine bakmadım, doğrudan İspanyolcasını aldım. İnternet, gugıl tranzleytör, az biraz Fransızcaya benzeterek ve en önemlisi, kıçımın da yardımıyla bir şeyler çıkardım. İspanyolca bilip, mesaisini harcamak isteyen varsa lütfen düzeltsin. Buenas noches y adios ❤️🍷🎸 Belki ne zaman konuşmam gerektiğini bilemedim, Gözlerinde bir şey vardı, şimdiye kadar görmediğim, Merhametsiz bir sessizlik, sevgi yerine, Tam konuşmak istemiştim ki, başka birisi şarkıyı söyledi. Beraber dans ediyorlardı, Ben...

Please Don’t Let Me Be Misunderstood

Image
Bu hafta biraz eskilerden bir şarkı. Bilmeyeniniz yoktur herhalde. Don't Let Me Be Misunderstood. The Animals gurubunun efsanevi şarkılarından biri. Şarkı güzel olunca nemalananı da çok oluyor tabi. Kim bilir kaç tane cover atılmıştır bu şarkıya. Cover atanlar hem de öyle Slovenyalı bilmem ne Youtube gurubu falan değil, Joe Cocker gibi anlı şanlı müzisyenler yorumlamış bu şarkıyı, hem de ilk albümünde. En çok da ondan severim, hattızatında. Santa Esmeralda'nın cover'ı da güzeldir. Şarkımızın ismi ise Yanlış Anlaşılmama İzin Verme. Bir delikanlı, kız arkadaşına ben de insanım, arada bir tepemin tası atar diyor özetle. İnternette bir gurup müptezel vardır arkadaşlar. Biraz bizim çav bella aydınlara benzerler. Her şeye viyaklar, her şeyi kara görür, her öküzün altında buzağı arar, her şarkıya da ya esrar şarkısı, ya şiddet şarkısı, ya da intahar şarkısı gibi bir kulp takarlar. Denk gelirse diye söylüyorum, bu şarkıya da aile içi şiddeti aklamaya çalışan bir şarkı demişler. Ala...

All Hung Up In Your Green Eyes

Image
Benim yaşlarımda olup, Türkiyede büyümüş herkes bu şarkıyı hatırlayacaktır. Sandy Posey diye bir hatunun 1960’larden bir şarkısı, All Hung Up In Your Green Eyes. Posey aslında bir country şarkıcısı. Bu şarkısı Best Of albümünde bile yok. Bir şarkısının single’ının arka yüz şarkısı (stepne) olarak yayınlanmış ve Türkiye’den başka hiç bir yerde bileni yok desem yeri. Ama biz Türküz işte. Tersizdir biraz. Çok severim bu şarkıyı hattızatında. Bu kez sevgili kızımın yeşil gözleri için dinliyorum bu şarkıyı. Sözlerinde bir iki minik değişiklik yaptım, konuya uyması için, bağışlayın n’olur, cos’ tonight, I’m all hung up in her green eyes ❤️ Sevgi ile kalın… Niçin sana hep böyle bakıp kalıyorum, Bana da yabancı, gözlerimin böyle kayması, Ama gördüğüm kadarıyla hep sana kayıyorlar işte, Benleyken her şey sensin, o yüzden. Canım, affet beni, sana bakıp duruyorum, Ama o kadar normal geliyor ki bana, Ağızımdan seni seviyorum çıkarsa, bana hiç sürpriz olmayacak, Çünkü bu akşam tamamen senin yeşil g...

A Whiter Shade of Pale

Image
Gecenin şarkısı 1967’den, yani ben bir yaşındayken dünyayı sarsmış bir müzik. Procol Harum adlı İngiliz bir grup söylüyor, A Whiter Shade of Pale, yani Solgunluğun daha beyaz bir tonu - burada anlamak için bir iki saniye soluklanalım, ben tercüme ederken yüksek düzey matematik kullanmak zorunda kaldım 😛 Procol Harum orjinalde bir siyam kedisinin ismiymiş, grup oradan adapte etmiş. Latince Beyond These Things, yani bu şeylerin ötesinde demekmiş - burada da bir anlama molası veriyoruz 😍 Şarkının kendisine gelince, sonda yazacağımızı başta yazalım, ne anlama geldiğini tam olarak anlayan yok. Ama orasını, burasını kurcalayarak bir şeyler çıkarabilir miyiz? Bakalım... Genel tema, kafayı çekip cinsel bir deneyime kalkan birinin daha sonra işler karıştığındaki öyküsü. Işıkların dansını atladık diye başlıyor. Dans da meşhur Fandango, aslen iki kişinin yaptığı bir İspanyol dansı, belki Queen'in Bohemian Rhapsody'sinden hatırlarsınız. Ancak dans pistinde elleri, ayakları açık dönmüşler...